Samsun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Samsun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Aralık 2014 Çarşamba
14 Kasım 2012 Çarşamba
SAMSUN ATATÜRK HEYKELİ ve ÇOCUK
Yıl 1936, yer Samsun, çocuk ATA'sının huzurunda...Bugün 80 yaşında olan çocuk, Sayın Melahat Başarır hanımefendi, o gün henüz 4 yaşında...Sayın Melahat Başarır hanımefendi ve onun gibi ATA'sına bağlı ve onun mirasını bugünlere taşıyabilenlerin yolları hep açık, ömürleri uzun olsun...
Etiketler:
Atatürk,
Atatürk Anıtı,
Atatürk sevgisi,
Melahat Başarır,
Samsun,
Samsun Atatürk Anıtı,
Samsun Atatürk Heykeli,
Samsun Atatürk Heykeli ve Çocuk,
Samsun Onur Anıtı
25 Eylül 2010 Cumartesi
SAMSUN'da ESKİ BAYRAMLAR
Mehmet Başarır’ın Objektifinden
Yavuz Başarır Araştırmacı-Yazar
Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’a şöyle başlar: “1919 yılı Mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım.”
19 Mayıs 1919, Türkiye Cumhuriyet’inin doğuşunun ilk günüdür ve bu doğuş Samsun’da başlamıştır. Bu nedenle, Cumhuriyetin her bayramı, Samsun’da, başka bir heyecanla kutlanır.
Burada size, bu heyecanlı kutlamalardan bir demet sunmak istiyorum. Bu fotoğraflar, Mehmet Başarır tarafından 1930’lu yılların Cumhuriyet ve Gençlik ve Spor bayramlarında çekilmiştir.
19 Mayıs bayramlarında Atatürk’ün Samsun’a çıktığı Park İskelesi, defne yapraklarından çelenklerle süslenirdi. Mustafa Kemal Paşa’nın bir fotoğrafı askerlerin ya da öğrencilerin ellerinde, iskeleden karaya çıkarılır ve Atatürk Anıtı’na kadar getirilirdi.
Atatürk Anıtı’na çelenkler konulur, resmi tören yapılırdı.
Yavuz Başarır Araştırmacı-Yazar
Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’a şöyle başlar: “1919 yılı Mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım.”
19 Mayıs 1919, Türkiye Cumhuriyet’inin doğuşunun ilk günüdür ve bu doğuş Samsun’da başlamıştır. Bu nedenle, Cumhuriyetin her bayramı, Samsun’da, başka bir heyecanla kutlanır.
Burada size, bu heyecanlı kutlamalardan bir demet sunmak istiyorum. Bu fotoğraflar, Mehmet Başarır tarafından 1930’lu yılların Cumhuriyet ve Gençlik ve Spor bayramlarında çekilmiştir.
19 Mayıs bayramlarında Atatürk’ün Samsun’a çıktığı Park İskelesi, defne yapraklarından çelenklerle süslenirdi. Mustafa Kemal Paşa’nın bir fotoğrafı askerlerin ya da öğrencilerin ellerinde, iskeleden karaya çıkarılır ve Atatürk Anıtı’na kadar getirilirdi.
Atatürk Anıtı’na çelenkler konulur, resmi tören yapılırdı.22 Eylül 2010 Çarşamba
7 Eylül 2010 Salı
Cumhuriyete Kadar SAMSUN ve LİMANI
Yavuz Başarır Araştırmacı Yazar
Samsun’un siyasi tarihini ekonomik tarihinden ayırmak doğru olmaz. Zira, bir liman şehri olarak ilkçağdan beri önemli bir yer işgal etmiş, bölgesinin ihracat ve ithalat limanı olarak hayati bir işlev görmüştür.
Samsun’u limanından, limanını da hinterlandından ayırmak doğru değildir. İlkçağlarda Samsun limanının ardbölgesi, Amasya, Tokat, Merzifon, Kavak’tan oluşuyordu. Tabii ki bunlara Bafra, Çarşamba, Terme ile şehrin yakın köylerini de katmak gerekir.
Tarih boyunca Karadeniz limanları, arkalarındaki geniş hinterlandları sayesinde hareketli bir ticaret hayatına sahip olmuşlardır. Bu ticareti ilk geliştirenler, İyonyalı tüccarlardır. Batı Anadolu’daki şehir devletlerinden Phokaialı (Foçalı) ve Miletoslu tüccarlar, İÖ 7. yüzyılda Karadeniz’e geçerek kıyılarda ticaret kolonileri kurmuşlardır.
Bunlardan biri de, İÖ 18. yüzyıldan beri Gaşkaların yaşadığı Samsun’dur. Miletoslular bu limana Amisos diyerek, arkasındaki zengin hinterlanddan topladıkları kendiri diğer bölgelere ihraç etmeye, buranın ihtiyacı olan tuzu da Karadeniz’in kuzeyindeki limanlardan ithal etmeye başlamışlardır.
Karadeniz’de ticareti arttıran, Avrupa ile Karadeniz limanları arasında sürekli bağ kuran İtalyan şehir devletleri olmuştur. Venedikliler ve Cenevizliler, Bizans ile anlaşmalar yaparak Karadeniz’e geçip kendi kolonilerini kurmuşlardır.
11. yüzyılın ortalarında bölgeye Cenovalılar geldi ve Sinop başta olmak üzere, Samsun’a hakim oldular. Şehrin adını da Amisos’tan Simisso’ya çevirdiler. Aynı yüzyılın sonlarına doğru bölgeye Türkmen akınları başladı. İlk gelenler Danişmendlilerdi. Ancak, Danişmendliler Cenevizlilerin Simisso kalesini ele geçiremeyince, karşısına Türkler için ikinci bir kale inşa ettiler. Selçuklular zamanında buradaki Türk yerleşimi tamamlandı ve bu yeni yere “Müslüman Samsun” denilmeye başlandı. Hıristiyanların oturduğu eski kale civarına ise “Gavur Samsun”, “Kafir Samsun” ya da “Kara Samsun” denildi.
İki Samsun, bölgenin tamamen Osmanlı hakimiyeti altına girdiği 1428’e kadar birlikte hayatiyetini sürdürdü. II. Murat zamanında Samsun kalesinin zaptedilmesinden sonra Cenevizliler şehri terketti ve bölge tamamen Osmanlı hakimiyetine geçmiş oldu.
Cenevizlilerin bölgeden çekilmiş olmalarına rağmen, diğer hıristiyan unsurlar, Rumlar ve Ermeniler Samsun’da oturmaya devam ettiler. Osmanlı vatandaşı olan Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler Samsun’da ve ardbölgesinde ticaret yapmaya devam ettiler.
16. yüzyuılda Karadeniz kıyılarındaki Batum, Soçi, Azak, Kefe, Akkerman, Kili gibi önemli liman ve kalelerin Osmanlılar tarafından zaptedilmesi ve bütün kıyıların Osmanlı egemenliğine girmesiyle Karadeniz bir iç deniz hüviyetine girdi. Dolayısıyla bu limanlardan yapılan ticaret de iç ticaret haline geldi. Fakat, bu durum ne Samsun’un ne de diğer limanların ticari faaliyetini azaltmadı.
Samsun limanından kendir ve kenevir ile bunlardan mamul kumaşlar gönderiliyor, karşılığında mahalli ihtiyaçlar karşılanıyordu. Fakat zamanla düşük boyuttaki bu ticaret şehrin gelişmesine pek yaramadı. 17. yüzyılda Anadolu’daki, bir türlü önü kesilemeyen Celali isyanları, limanın ardbölgesiyle ilişkisini kopardı. Amasya’dan, Tokat’tan, Merzifon’dan dışarıya gönderilecek mallar gelmez oldu.
Yine bu dönemde Kazak ve Abhaz korsanların Karadeniz’deki denizyolu güvenliğini sarsmaları ve hatta İstanbul Bebek yakınlarına kadar gelerek köyleri tarumar etmeleri deniz ticaretini olumsuz etkiledi. Kazaklar, şayka adını verdikleri küçük gemilerle Samsun’a da birkaç defa baskın yaptılar. Bu durumun önünün alınaması halkta korku ve paniğe yol açtı. Sonuçta Samsun limanından yapılan hububat, pirinç gibi malların sevkiyatlarında azalma oldu. Bu durum, şehrin genel yapısını da etkiledi ve Samsun nüfus bakımından küçüldü ve halkı fakirleşti.
17. yüzyılın sonlarında Rusya, önemli bir düşünü gerçekleştirdi ve Kırım’daki Azak kalesini alarak hem Karadeniz’i çepeçevre saran Osmanlı topraklarında ilk gediği açmış, hem de kendisine Karadeniz’e çıkma imkanı veren bir su başını elde etmiş oldu. Bundan yüz yıl sonra da, Küçük Kaynarca Antlaşması ile Karadeniz’de serbestçe ticaret yapma hakkını ele geçirdi. Böylece Karadeniz, Osmanlılar için bir iç deniz olmaktan çıktı.
18. yüzyıldaki gelişmeler, Osmanlı Devleti’nin sadece Karadeniz üzerindeki mutlak hakimiyetini kaybetmekle kalmadığını, aynı zaman “sadık ve bendesi” olan tüccarlarını da kaybettiğini gösterdi. Karadeniz limanlarında ikamet eden ve Devlet’e vatandaşlık bağı ile bağlı olan bazı Rum ve İtalyan tüccarların, gemilerini Rus bandralı yaptıkları ya da Rus bandralı gemileri işletmeye başladıkları anlaşıldı. Osmanlı Devleti, bu gemilerde Osmanlı reayasının çalışmasını yasaklamak istediyse de bunda tam başarılı olamadı.
Bunlar olumsuz gelişmeler olarak görünürken, aynı zamanda Sinop, Samsun, Trabzon, Amasra gibi liman şehirleri ve dolayısıyla Osmanlı ekonomisi için bazı olumlu sonuçlar da doğurdu. Rusya’dan geri kalmak istemeyen İngiliz ve Fransızlar da Karadeniz’de serbest ticaret yapabilme hakkı için Osmanlı Devleti’ne baskı yaptılar ve 19. yüzyılın başlarında bu imkanı elde ettiler.
Özellikle Kırım Savaşı’ndan sonra İngiliz ve Fransız şirketlerinin Karadeniz ticaretinde önemli bir paya sahip olmalarıyla, diğer limanlarda olduğu gibi Samsun limanında da ticari faaliyetler arttı ve sonucunda Samsun şehri yeniden gelişmeye başladı.
İki önemli unsur daha, bu gelişmeyi hızlandırdı. Bunlardan ilki Samsun ve çevresinde, özellikle de Bafra’da yetiştirilen tütünün kalitesinin artması ve Avrupa’ya ihraç edilmesidir. İkincisi, Karadeniz’deki ticaretin buharlı gemilerle ve tarifeli seferlerle gerçekleştirilmeye başlanılmasıdır.
Ardbölgeden limana mal getirmek kolay değildi. Çarşamba, Bafra, Kavak ve diğer kasabalardan Samsun’a ulaşım karayoluyla sağlanıyordu. Malların limana nakli, toprak yollardan gerçekleştiriliyordu. Nakliye kağnılarla ya da at, deve, katır gibi hayvanlar vasıtasıyla yapılıyordu. Toprak yollar ise, çoğunlukla balçıktı, dereler ve ırmaklar üzerinde köprü sayısı çok azdı. Bu olumsuzluklar, malların naklini hem süre hem de maliyet açısından zorlaştırıyordu. Samsun ile Bafra arasındaki yol, birçok yerde bataklıklardan geçiyor, Çarşamba yolu ise sürekli su taşkınları nedeniyle çamur deryası gibiydi.
Samsun’da Cenevizlilerden kalan kale tamamen tahrip olmuştu. Danişmendlilerden kalan 700 yıllık kale ise yıkıntı halindeydi. Enkaza dönüşmüş surların kalıntıları şehrin genişlemesine, bazı yerlerde yeni caddeler açılmasına engel teşkil ettiği gerekçesiyle 1880’lerde tamamen yıktırıldı.
Aynı yıllarda, Samsun-Bağdat yolu olacağı söylenen ve öncelikle Samsun’u Sivas’a bağlayacak yeni bir şose yol yapımına girişildi. Şehir içinde Subaşı’ndan başlayan ve Unkapanı sırtlarına tırmanıp dağları aşan bu yola daha sonra Bağdat Caddesi adı verildi. Bu yol, uzun yıllar, Samsun’u Anadolu’nun içlerine bağlayan yegane yol olarak hizmet verdi.
O dönemde şehri kuşatan birçok sazlık ve bataklı alan vardı. Şehrin kuzeyinde Gümrük ve Fener arasında arasında kalan yerler sazlık ve bataklıktı. Güneyde şehrin Çarşamba çıkışında ve koşu alanının bulunduğu düzlükte de geniş bataklıklar vardı. Buralar, hem kullanılamaz alanlardı hem de çevreye sıtma yayan sivrisinek yuvalarıydı. Zamanla bu yerler kurutulmuş, ağaçlandırılmış ve halkın kullanımına açılmıştır.
Sıtma salgınları, Samsun için olağandı, fakat 1910 yılında çıkan kolera salgını şehir halkına çok sayıda ölüm getirdi. Salgının yayılmasını önlemek için özellikle gemi ile giriş çıkışlar kontrol altına alındı. Aylar boyunca, yolcuların çıkışına izin verilmediğinden 2 binden fazla insan ortalıkta sefil oldu. Bir kısmı deniz kenarındaki barakalarda yatıp kalktı. Ancak, bu barakaların neredeyse her tarafı harap vaziyette olduğundan insanları koruduğu söylenemezdi.
1890 yılına kadar Samsun limanında tek iskele vardı. Bütün mal yükleme ve boşaltmaları ile yolcu indirme ve bindirmeleri buradan yapılırdı. İskelede yeterli su derinliği olmadığından gemiler yanaşamaz, açıkta demirlerdi. Mallar ve yolcular mavnalarla taşınırdı. Bu durum birçok sorunu ortaya çıkarıyordu.
Deniz dibindeki kumlar, fırtınalı havalarda sürekli yer değiştirdiğinden iskelenin ucundaki su derinliği sık sık değişirdi. Sığlaşma çoğaldığında mavnalar ve çaparlar iskeleye yanaşamazdı. Bu durumda, kayıkçılar, yarı bellerine kadar soğuk suların içine girerek yolcuları sırtlarında taşırlardı. Aynı durum, mal taşınmasında da yaşanırdı.
Sonraki yıllarda limana başka iskeleler de yapıldı. Kullanım amaçlarına göre, un iskelesi, gaz iskelesi gibi adlar verildi. Bunlar içinde en önemlisi Fransız Reji Şirketi’ne ait tütün iskelesidir.
Fransız Reji Şirketi’ne ait Samsun Sigara Fabrikası 1893’te faaliyete başladı. Fabrika binaları, depolar, idari binalarla birlikte Şirket, Samsun’un merkezinde büyük bir yer işgal eder hale gelmişti. Gümrüğün yanında, kurutulan bataklık alanda yüklenecek tütünler için depolar ve rüsumat binası yanısıra bir de iskele inşa edildi. Bu iskele, sadece tütün yüklemesinde değil, gerektiğinde diğer amaçlar için de Samsun’a hizmet etti. 1915 yılında Rus gemileri Samsun’u bombaladığında bütün iskeleleri yıkıp Fransızlara ait diye sadece Tütün İskelesini sağlam bırakmışlardı.
Samsun’u çevreye bağlayan dış yolların perişanlığı yanında, şehir içinde de muntazam hiçbir yol yoktu. Şehir içi yollarının tamamı topraktı ve her zaman çamur içindeydi. 1890’larda ana yollardan bazıları ile bir kısım kaldırımlar taşla döşendi. Ancak, halkın çamurlu sokaklardan kurtulması için Cumhuriyet dönemini beklemek gerekecekti.
devam edecek
Samsun’un siyasi tarihini ekonomik tarihinden ayırmak doğru olmaz. Zira, bir liman şehri olarak ilkçağdan beri önemli bir yer işgal etmiş, bölgesinin ihracat ve ithalat limanı olarak hayati bir işlev görmüştür.
Samsun’u limanından, limanını da hinterlandından ayırmak doğru değildir. İlkçağlarda Samsun limanının ardbölgesi, Amasya, Tokat, Merzifon, Kavak’tan oluşuyordu. Tabii ki bunlara Bafra, Çarşamba, Terme ile şehrin yakın köylerini de katmak gerekir.
Tarih boyunca Karadeniz limanları, arkalarındaki geniş hinterlandları sayesinde hareketli bir ticaret hayatına sahip olmuşlardır. Bu ticareti ilk geliştirenler, İyonyalı tüccarlardır. Batı Anadolu’daki şehir devletlerinden Phokaialı (Foçalı) ve Miletoslu tüccarlar, İÖ 7. yüzyılda Karadeniz’e geçerek kıyılarda ticaret kolonileri kurmuşlardır.
Bunlardan biri de, İÖ 18. yüzyıldan beri Gaşkaların yaşadığı Samsun’dur. Miletoslular bu limana Amisos diyerek, arkasındaki zengin hinterlanddan topladıkları kendiri diğer bölgelere ihraç etmeye, buranın ihtiyacı olan tuzu da Karadeniz’in kuzeyindeki limanlardan ithal etmeye başlamışlardır.
Karadeniz’de ticareti arttıran, Avrupa ile Karadeniz limanları arasında sürekli bağ kuran İtalyan şehir devletleri olmuştur. Venedikliler ve Cenevizliler, Bizans ile anlaşmalar yaparak Karadeniz’e geçip kendi kolonilerini kurmuşlardır.
11. yüzyılın ortalarında bölgeye Cenovalılar geldi ve Sinop başta olmak üzere, Samsun’a hakim oldular. Şehrin adını da Amisos’tan Simisso’ya çevirdiler. Aynı yüzyılın sonlarına doğru bölgeye Türkmen akınları başladı. İlk gelenler Danişmendlilerdi. Ancak, Danişmendliler Cenevizlilerin Simisso kalesini ele geçiremeyince, karşısına Türkler için ikinci bir kale inşa ettiler. Selçuklular zamanında buradaki Türk yerleşimi tamamlandı ve bu yeni yere “Müslüman Samsun” denilmeye başlandı. Hıristiyanların oturduğu eski kale civarına ise “Gavur Samsun”, “Kafir Samsun” ya da “Kara Samsun” denildi.
İki Samsun, bölgenin tamamen Osmanlı hakimiyeti altına girdiği 1428’e kadar birlikte hayatiyetini sürdürdü. II. Murat zamanında Samsun kalesinin zaptedilmesinden sonra Cenevizliler şehri terketti ve bölge tamamen Osmanlı hakimiyetine geçmiş oldu.
Cenevizlilerin bölgeden çekilmiş olmalarına rağmen, diğer hıristiyan unsurlar, Rumlar ve Ermeniler Samsun’da oturmaya devam ettiler. Osmanlı vatandaşı olan Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler Samsun’da ve ardbölgesinde ticaret yapmaya devam ettiler.
16. yüzyuılda Karadeniz kıyılarındaki Batum, Soçi, Azak, Kefe, Akkerman, Kili gibi önemli liman ve kalelerin Osmanlılar tarafından zaptedilmesi ve bütün kıyıların Osmanlı egemenliğine girmesiyle Karadeniz bir iç deniz hüviyetine girdi. Dolayısıyla bu limanlardan yapılan ticaret de iç ticaret haline geldi. Fakat, bu durum ne Samsun’un ne de diğer limanların ticari faaliyetini azaltmadı.
Samsun limanından kendir ve kenevir ile bunlardan mamul kumaşlar gönderiliyor, karşılığında mahalli ihtiyaçlar karşılanıyordu. Fakat zamanla düşük boyuttaki bu ticaret şehrin gelişmesine pek yaramadı. 17. yüzyılda Anadolu’daki, bir türlü önü kesilemeyen Celali isyanları, limanın ardbölgesiyle ilişkisini kopardı. Amasya’dan, Tokat’tan, Merzifon’dan dışarıya gönderilecek mallar gelmez oldu.
Yine bu dönemde Kazak ve Abhaz korsanların Karadeniz’deki denizyolu güvenliğini sarsmaları ve hatta İstanbul Bebek yakınlarına kadar gelerek köyleri tarumar etmeleri deniz ticaretini olumsuz etkiledi. Kazaklar, şayka adını verdikleri küçük gemilerle Samsun’a da birkaç defa baskın yaptılar. Bu durumun önünün alınaması halkta korku ve paniğe yol açtı. Sonuçta Samsun limanından yapılan hububat, pirinç gibi malların sevkiyatlarında azalma oldu. Bu durum, şehrin genel yapısını da etkiledi ve Samsun nüfus bakımından küçüldü ve halkı fakirleşti.
17. yüzyılın sonlarında Rusya, önemli bir düşünü gerçekleştirdi ve Kırım’daki Azak kalesini alarak hem Karadeniz’i çepeçevre saran Osmanlı topraklarında ilk gediği açmış, hem de kendisine Karadeniz’e çıkma imkanı veren bir su başını elde etmiş oldu. Bundan yüz yıl sonra da, Küçük Kaynarca Antlaşması ile Karadeniz’de serbestçe ticaret yapma hakkını ele geçirdi. Böylece Karadeniz, Osmanlılar için bir iç deniz olmaktan çıktı.
18. yüzyıldaki gelişmeler, Osmanlı Devleti’nin sadece Karadeniz üzerindeki mutlak hakimiyetini kaybetmekle kalmadığını, aynı zaman “sadık ve bendesi” olan tüccarlarını da kaybettiğini gösterdi. Karadeniz limanlarında ikamet eden ve Devlet’e vatandaşlık bağı ile bağlı olan bazı Rum ve İtalyan tüccarların, gemilerini Rus bandralı yaptıkları ya da Rus bandralı gemileri işletmeye başladıkları anlaşıldı. Osmanlı Devleti, bu gemilerde Osmanlı reayasının çalışmasını yasaklamak istediyse de bunda tam başarılı olamadı.
Bunlar olumsuz gelişmeler olarak görünürken, aynı zamanda Sinop, Samsun, Trabzon, Amasra gibi liman şehirleri ve dolayısıyla Osmanlı ekonomisi için bazı olumlu sonuçlar da doğurdu. Rusya’dan geri kalmak istemeyen İngiliz ve Fransızlar da Karadeniz’de serbest ticaret yapabilme hakkı için Osmanlı Devleti’ne baskı yaptılar ve 19. yüzyılın başlarında bu imkanı elde ettiler.
Özellikle Kırım Savaşı’ndan sonra İngiliz ve Fransız şirketlerinin Karadeniz ticaretinde önemli bir paya sahip olmalarıyla, diğer limanlarda olduğu gibi Samsun limanında da ticari faaliyetler arttı ve sonucunda Samsun şehri yeniden gelişmeye başladı.
İki önemli unsur daha, bu gelişmeyi hızlandırdı. Bunlardan ilki Samsun ve çevresinde, özellikle de Bafra’da yetiştirilen tütünün kalitesinin artması ve Avrupa’ya ihraç edilmesidir. İkincisi, Karadeniz’deki ticaretin buharlı gemilerle ve tarifeli seferlerle gerçekleştirilmeye başlanılmasıdır.
Ardbölgeden limana mal getirmek kolay değildi. Çarşamba, Bafra, Kavak ve diğer kasabalardan Samsun’a ulaşım karayoluyla sağlanıyordu. Malların limana nakli, toprak yollardan gerçekleştiriliyordu. Nakliye kağnılarla ya da at, deve, katır gibi hayvanlar vasıtasıyla yapılıyordu. Toprak yollar ise, çoğunlukla balçıktı, dereler ve ırmaklar üzerinde köprü sayısı çok azdı. Bu olumsuzluklar, malların naklini hem süre hem de maliyet açısından zorlaştırıyordu. Samsun ile Bafra arasındaki yol, birçok yerde bataklıklardan geçiyor, Çarşamba yolu ise sürekli su taşkınları nedeniyle çamur deryası gibiydi.
Samsun’da Cenevizlilerden kalan kale tamamen tahrip olmuştu. Danişmendlilerden kalan 700 yıllık kale ise yıkıntı halindeydi. Enkaza dönüşmüş surların kalıntıları şehrin genişlemesine, bazı yerlerde yeni caddeler açılmasına engel teşkil ettiği gerekçesiyle 1880’lerde tamamen yıktırıldı.
Aynı yıllarda, Samsun-Bağdat yolu olacağı söylenen ve öncelikle Samsun’u Sivas’a bağlayacak yeni bir şose yol yapımına girişildi. Şehir içinde Subaşı’ndan başlayan ve Unkapanı sırtlarına tırmanıp dağları aşan bu yola daha sonra Bağdat Caddesi adı verildi. Bu yol, uzun yıllar, Samsun’u Anadolu’nun içlerine bağlayan yegane yol olarak hizmet verdi.
O dönemde şehri kuşatan birçok sazlık ve bataklı alan vardı. Şehrin kuzeyinde Gümrük ve Fener arasında arasında kalan yerler sazlık ve bataklıktı. Güneyde şehrin Çarşamba çıkışında ve koşu alanının bulunduğu düzlükte de geniş bataklıklar vardı. Buralar, hem kullanılamaz alanlardı hem de çevreye sıtma yayan sivrisinek yuvalarıydı. Zamanla bu yerler kurutulmuş, ağaçlandırılmış ve halkın kullanımına açılmıştır.
Sıtma salgınları, Samsun için olağandı, fakat 1910 yılında çıkan kolera salgını şehir halkına çok sayıda ölüm getirdi. Salgının yayılmasını önlemek için özellikle gemi ile giriş çıkışlar kontrol altına alındı. Aylar boyunca, yolcuların çıkışına izin verilmediğinden 2 binden fazla insan ortalıkta sefil oldu. Bir kısmı deniz kenarındaki barakalarda yatıp kalktı. Ancak, bu barakaların neredeyse her tarafı harap vaziyette olduğundan insanları koruduğu söylenemezdi.
1890 yılına kadar Samsun limanında tek iskele vardı. Bütün mal yükleme ve boşaltmaları ile yolcu indirme ve bindirmeleri buradan yapılırdı. İskelede yeterli su derinliği olmadığından gemiler yanaşamaz, açıkta demirlerdi. Mallar ve yolcular mavnalarla taşınırdı. Bu durum birçok sorunu ortaya çıkarıyordu.
Deniz dibindeki kumlar, fırtınalı havalarda sürekli yer değiştirdiğinden iskelenin ucundaki su derinliği sık sık değişirdi. Sığlaşma çoğaldığında mavnalar ve çaparlar iskeleye yanaşamazdı. Bu durumda, kayıkçılar, yarı bellerine kadar soğuk suların içine girerek yolcuları sırtlarında taşırlardı. Aynı durum, mal taşınmasında da yaşanırdı.
Sonraki yıllarda limana başka iskeleler de yapıldı. Kullanım amaçlarına göre, un iskelesi, gaz iskelesi gibi adlar verildi. Bunlar içinde en önemlisi Fransız Reji Şirketi’ne ait tütün iskelesidir.
Fransız Reji Şirketi’ne ait Samsun Sigara Fabrikası 1893’te faaliyete başladı. Fabrika binaları, depolar, idari binalarla birlikte Şirket, Samsun’un merkezinde büyük bir yer işgal eder hale gelmişti. Gümrüğün yanında, kurutulan bataklık alanda yüklenecek tütünler için depolar ve rüsumat binası yanısıra bir de iskele inşa edildi. Bu iskele, sadece tütün yüklemesinde değil, gerektiğinde diğer amaçlar için de Samsun’a hizmet etti. 1915 yılında Rus gemileri Samsun’u bombaladığında bütün iskeleleri yıkıp Fransızlara ait diye sadece Tütün İskelesini sağlam bırakmışlardı.
Samsun’u çevreye bağlayan dış yolların perişanlığı yanında, şehir içinde de muntazam hiçbir yol yoktu. Şehir içi yollarının tamamı topraktı ve her zaman çamur içindeydi. 1890’larda ana yollardan bazıları ile bir kısım kaldırımlar taşla döşendi. Ancak, halkın çamurlu sokaklardan kurtulması için Cumhuriyet dönemini beklemek gerekecekti.
devam edecek
2 Eylül 2010 Perşembe
13 Ağustos 2010 Cuma
MEHMET BAŞARIR KİMDİR
Mehmet Başarır 1917 yılında Kavala’da doğdu. Çocukluk yılları, Birinci Dünya Savaşı yıkıntılarının getirdiği zorluklar içinde geçti. Lozan Anlaşmasından sonra 1924 yılındaki büyük mübadele sırasında ailesi ile birlikte Türkiye’ye göç etti. Ailesi Samsun’a yerleştirildi.
İlk, orta ve lise tahsilini Samsun’da yaptı. Fotoğraf ile daha çocukluk yıllarında tanıştı. İlk fotoğraf makinasını babası hediye etti. 1933 yılında, o dönem Anadolu fotoğrafçıları için neredeyse ulaşılmaz olan Leica marka körüklü makinasını satın aldı ve 20 yıla yakın bir süre bu makinayı kullandı. O günlerin teknolojik olarak kısıtlı imkanları ile amatör bir heves olarak başladığı fotoğraf çekmeyi hayatı boyunca sürdürdü.
Sanatsal işaretler taşıyan ilk fotoğrafları Samsun’un doğal çevresine ait olanlardır. Seyahat etme ve gezdiği yerlerde gördüğü doğal güzellikleri objektifine yansıtma merakı, Mehmet Başarır’ın fotoğraflarına temel teşkil eden en önemli unsurdur.
Bu amaçla, Sivas’dan, Malatya’dan İstanbul’a ve İzmir’e kadar birçok ili dolaştı ve buraların doğal güzelliklerini ve mimari yapılarını objektifine yansıttı. Bu fotoğraflarda Mehmet Başarır’ın araştırmacı, gözlemci ve yaratıcı kişiliği açıkça ortaya çıkmaktadır.
Fotoğraflarının diğer önemli bir bölümü de, asker tiplemeleri ve portrelerinden oluşmaktadır. Bu fotoğrafların, o dönemin askeri kıyafetlerini, askeri çalışmalarını yansıtmıştır.
Cumhuriyete bağlı, onu koruyan ve kollayan bir gençliğe aidiyeti, fotoğraflarının önemli bir bölümünde açıkça hissedilmektedir. Gençliğe, spora, izcilik ve bayram törenlerine ait fotoğraflarının, Atatürk devrimlerine bağlılığının izlerini taşıdığı açıkça görülmektedir.
Arkadaş portrelerinden ve insan tiplemelerinden oluşan fotoğraflarında ise, dostluk ve insan sevgisinin ışıltısını görmek mümkündür.
Mehmet Başarır’ın tüm fotoğrafları, döneminin teknolojisi içinde siyah beyaz çalışmalardır. Fotoğraflarında doğal mizansen ve ışık kullanmaya özen göstermiş, sadelik ve yalınlığı esas almıştır.
1940 yılında katıldığı Halk Evleri Amatör Fotoğraf Yarışmasında “Bakır’da Bir Sokak” isimli fotoğrafı ile Türkiye dördüncülüğü ödülünü kazanmıştır.
Ödül kazanan bu fotoğraf, halen ilgili kuruluşun arşivinde mevcut olup, 1992 yılında TRT tarafından hazırlattırılan ve TRT 2’de yayınlanan 6 bölümlük “Türk Fotoğrafçılık Sanatı” adlı belgeselde de yer almıştır.
1953’ten sonra sinema filimciliğine ilgi duymuş, çektiği 8 mm.lik filmlerle Samsun ve çevresi hakkında bugüne ulaşan belgesel tesbitlerde bulunmuştur.
Mehmet Başarır, fotoğraflarının önemli bir bölümünü bir kitapta toplamak ve bir bölümünü de sergilemek yönünde başladığı çalışmalarını sona erdiremeden 1999 yılında Samsun’da öldü.
Ölümünden kısa bir süre önce kendisi ile uzunca bir röportaj yapan Samsunlu fotoğraf sanatçısı Ömer Altay’ın Mehmet Başarır’ın fotoğrafları ve sanatı hakkındaki görüş ve değerlendirmeleri şöyledir:
“Mehmet Başarır’ın fotoğraflarının karakteristik özellikleri, manzara ağırlıklı çalışması ve daima en uygun açıyı ve ışığı yakalamaktaki ustalığıdır.
Fotoğraflarının önemli bir bölümü Samsun’un çevresine ve doğal ortamına aittir ve özellikle deniz ağırlıklı çalışılanları ciddi sanatsal değer taşımaktadır.
İnsan tiplerini az çalışmış olmasına rağmen, portre değeri taşıyan bu tip fotoğraflarında da insan, ışık ve doğal çevre üçlüsünü ustalıkla kullanmıştır.
Mehmet Başarır, döneminin kısıtlı teknolojik imkanları ile sanatsal değeri bugüne kadar ulaşan, Samsun’un kültürel yapısını da yansıttığı fotoğraflar çekmiş ve ogünleri günümüze taşımıştır.”
İBRAHİM ÖZTÜRK KİMDİR
İbrahim Öztürk 1891 yılında Razgrad’da doğdu. İlk ve orta tahsilini Razgrad’da tamamladı. 1915 yılında, Bulgar baskısından kaçarak İstanbul’a geldi. Burada Sıhhiye Mektebi’ne girdi ve 1918 yılında mezun oldu. İlk görev yeri Erzincan Merkez Sıhhiye Memurluğudur.
1919 yılı Nisan ayında Samsun’a tayin edildi. 19 Mayıs 1919 günü sabahı Mustafa Kemal Paşa’yı Samsun’da ilk karşılayanlardan olma şerefine erişti. Bu günün hikayesi, sunduğumuz “19 Mayıs 1919’un Gizli Tanığı İbrahim Öztürk” videosunda etraflıca anlatılmıştır.
1919 Haziran’ında Fatsa’ya tayin oldu. 1932 yılında, önce Fatsa Liman Reisliği Katipliğine atandı ve 1935 yılında Liman Reisi oldu. Fatsa, Tirebolu, Gerze ve Ünye Liman Reisliği görevlerinde bulunduktan sonra 1947 yılında Devlet hizmetinden emekli olarak Samsun’a yerleşti.
Bir süre Ankara’da yaşadıktan sonra 1974 yılında Samsun’da öldü.
12 Ağustos 2010 Perşembe
11 Ağustos 2010 Çarşamba
10 Şubat 2009 Salı
EDİTÖR'ün MEKTUBU
YAVUZ BAŞARIR KİMDİR
1971 yılı A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi İşletme Bölümü mezunu olan Yavuz Başarır, bir sınai kuruluş holdingi olan Türkiye Çimento ve Toprak Sanayii T.A.Ş.’de 15 yıl Müfettiş ve Müşavir Müfettiş olarak görev yaptı.
Daha sonra 8 yıl, aynı Kuruluş’un Pazarlama Dairesi Başkanlığı görevini yürüttü. Bu sürede, Kuruluş’a bağlı ve o tarihte sayıları 28’e varan çimento, seramik ve refrakter fabrikalarının pazarlama ve satış faaliyetlerinin koordinasyonunda görev aldı ve yıllık ihracat hacmi 10 milyon dolara ulaşan bir pazarlama ağını yönetti. Avrupa, Uzakdoğu, Ortadoğu ve muhtelif Akdeniz ülkelerine ihracatlar gerçekleştirdi.
Kuruluş, bu süre içerisinde 1990 ve 1991 yıllarının ihracatta ilk on firması arasına girdi ve Ankara Ticaret Odası tarafından ödüllendirildi.
1990 yılında Türk çimentosunun İspanya pazarına girebilmesi için uluslararası kuruluşlardan alınan “Kalite Uygunluk Belgesi” çalışmalarını yürüttü.
1987 – 1990 yıllarında, Türkiye’de ilk kez uygulanan “Yüzer Terminale Çimento İkmali ve Satışı Projesi”nde Türk tarafının sorumluluğunu üstlendi.
1995 – 1997 yılları arasında da Bozüyük Seramik Sanayii Ticaret A.Ş.’nin Genel Müdür Yardımcılığı görevini yürüttü.
Yavuz Başarır, bu süre zarfında yukarıdaki görevleri ile birlikte ve birarada başka görevlerde de bulundu.
1987–1994 yılları arasında Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı. Bu görevi sırasında çeşitli kurul ve komitelerde yer aldı.
1992–1994 yılları arasında Avrupa Çimento Birliği “CEMBUREAU”nun üç ana komitesinden “Marketing Committee”deki Türk Delegasyonu’nda yer aldı.
1987 – 1989 yıllarında Omsan Uluslararası Nakliyecilik A.Ş.’de, 1989 – 1991 yıllarında da Adana Çimento Sanayii T.A.Ş.’de Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı.
1989 yılında Orta Anadolu İhracatçılar Birliği’nin kuruluş çalışmalarında yer aldı ve 1995 yılına kadar Birlik Yönetim Kurulu Üyeliği’nde bulundu.Ayrıca, Birlik Çimento Sektörü İhtisas Komitesi Başkanlığı ve Mevzuat Komitesi Başkanlığı görevlerini de yürüttü.
1994 yılında, Ankara Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası’nın üyesi olarak Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavir Belgesi aldı.
1997 yılında, Devlet hizmetinden emekliye ayrılarak kendi şirketi Market Danışmanlık Dış Ticaret Tanıtım Turizm Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’ni kurdu. Çeşitli ülkelere ihracat yaptı ve yabancı firmaların Türkiye temsilciliklerini üstlendi. Orta Anadolu İhracatçılar Birliği ile Konya ve Çorum’da KOBİ’lerin sahip ve üst kademe yöneticilerinin bilgilendirilmesi amacıyla eğitimler sundu. Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı’nın oluşturduğu Danışmanlar Havuzu’na da pazarlama ve kalite danışmanı olarak dahil oldu.
2001-204 yılları arasında, KARİD (Kargo İşletmecileri Derneği)’nin Ankara Temsilciliği görevini yürüttü.
2001 yılında InterCargo Yurtiçi ve Uluslararası Taşımacılık Ltd. Şti.’nde Kalite ve Yönetim Danışmanı olarak Kalite Güvence Sistemi’ni kurdu.
2005 yılında, aile tarihini yazmak üzere, sözlü tarih ve soyağacı çalışmalarına başladı. Üç yıllık çalışması sırasında, dönemin tarihine ışık tutmak amacıyla tarihi fotoğraflar topladı. 2008 yılında, çalışmalarını, ‘’Ailem Rumeli’den Anadolu’ya’’ ve ‘’Ailem Kim Kimdir’’ adlı iki ciltlik eserinde, tarihi fotoğrafları ise, ‘’Ailem Tarihi Fotoğraflar DVD’’sinde topladı.
Çeşitli dergi ve gazetelerde bir çok makalesi yayınlanan Yavuz Başarır, 2004 yılında faal iş hayatından ayrılmış olup, halen araştırmacı yazar olarak tarih alanındaki araştırmalarını sürdürmekte, çeşitli kongrelerde konferans vermekte ve sunum yapmaktadır.
Çok sayıda şiir ve hikayesi de bulunan yazarın son kitabı "Kavala'da Son Türk", Arkadaş Yayınevi Akılçelen Kitaplar tarafından basılmıştır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
+1936-tarama0001.jpg)








